Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dikkat Eksikliği mi, Dikkati Düzenleyememe mi? Aslında Beynimizde Ne Oluyor?

Dikkat Eksikliği mi, Dikkati Düzenleyememe mi? Aslında Beynimizde Ne Oluyor? Son yıllarda hem ebeveynlerin hem de eğitimcilerin dilinden düşmeyen bir kavram var: dikkat eksikliği. Özellikle çocuklar için çok hızlı başvurulan bu tanım, artık yetişkinlerin günlük yaşamında da sıkça karşımıza çıkıyor. Bir işe başlayamamak, odaklanamamak, sürekli telefona bakmak, aynı anda birçok düşünce arasında kaybolmak… Peki tüm bunların gerçek adı "dikkat eksikliği" mi? Modern psikoloji ve nörobilim araştırmaları bu soruya çarpıcı bir yanıt veriyor. Dikkat Gerçekten Eksik mi, Yoksa Düzenlenemiyor mu? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) alanında yürütülen güncel araştırmalar, sorunu "dikkatin azlığı" olarak değil, "dikkatin düzenlenme güçlüğü" olarak tanımlamaktadır (Barkley, 2015). Bu ayrım yüzeysel görünse de hem tanı hem de destek süreci açısından büyük önem taşır. Dikkat sorunlarının erken dönemde doğru biçimde değerlendirilmesi, çocuğun ilerleyen yıl...

Çocuğum Sınav Öncesi Ağlıyor: Bu Kaygı Nereden Geliyor?

Çocuğum Sınav Öncesi Ağlıyor: Bu Kaygı Nereden Geliyor? Sınav sabahı. Çocuğunuz masasında oturuyor ama gözleri dolu. "Bilmiyorum, yapamayacağım" diyor. Belki de hiçbir şey söylemiyor; sadece midesi ağrıyor, uyuyamamış, kahvaltısını yaapamıyor. Siz içten içe düşünüyorsunuz: "Bu kadar çalıştı, ne oldu şimdi?" Ama belki de soru bu değil. Belki de asıl soru şu: Bu çocuk bildiklerinden emin mi değil, korkuyor mu? Sınav kaygısı bir zayıflık değildir. Bir işarettir. Ve o işaretin altında, çocuğun iç dünyasına dair bir çok şey yatmaktadır. Sınav Kaygısı Nedir? Neden Sadece "Heyecan" Değildir? Her çocuk sınav öncesinde bir miktar heyecan yaşar. Bu normaldir, hatta işlevseldir. Araştırmalar, orta düzey kaygının dikkat ve performansı artırdığını göstermektedir (Yerkes & Dodson, 1908). Sorun, bu kaygının kontrol edilemez bir hal aldığı noktada başlar. Sınav kaygısı, akademik değerlendirme durumlarında ortaya çıkan yoğun, kalıcı ve bireyin işlevselliğ...

Çocuğum Sürekli Onay Arıyor: ‘Doğru mu Yaptım?’ Sorusu Ne Anlatır

Bir şey çiziyor. Bir soru çözüyor. Bir karar veriyor. Ve size dönüyor: "Böyle doğru mu?" "İyi mi olmuş?" "Yanlış mı yaptım?" İlk başta her şey normal. Hatta tatlı bile. Ama zamanla tekrar eder. Ve bir noktadan sonra şunu fark edersiniz: Çocuk kendi kararına güvenmiyor. Bu bir alışkanlık değildir. Bu bir işarettir. Ve o işaretin altında çocuğun iç dünyasına dair çok şey yatmaktadır. Sürekli Onay Aramak Bir Davranış Değil, Bir İç Sistemdir Sürekli onay arayan çocuklar dışarıdan bakıldığında karar vermekte zorlanan, küçük hatalarda bile endişelenen, her adımda teyit isteyen çocuklar olarak görünür. Ama bu bir "kötü alışkanlık" değildir. Gelişimsel psikoloji bu örüntüyü dışsal referans sistemi olarak tanımlar: çocuğun kendi iç değerlendirmesini değil, dışarıdan gelen onayı temel alması (Harter, 1999). Ve bu sistem şunu söyler: "Kendi başıma yetmiyorum." Bu inanç bir anda oluşmaz. Küçük anların, tekrar eden tepkilerin ve zamanla şekillene...

Çocuğum Benimle Konuşmuyor: Aramızda Birşeyler Koptu?

Bunu yaşamış her ebeveyn bilir. "Eskiden anlatırdı…" dediğiniz o an, birden bir şey fark ediyorsunuz. Çocuğunuz okulda ne oldu, kim ne dedi, neler hissetti—her şeyi anlatırdı. Detaylı cümleler, canlı anlatımlar, gözleri parlayan konuşmalar. Ama şimdi sorduğunuzda? "İyi." "Bir şey yok." "Normal." Cümleler kısa. Kapılar kapalı. Ve içinizden şu geçiyor: "Benimle neden konuşmuyor?" Ama belki de soru bu değil. Belki de asıl soru şu: "Artık neden anlatmaya ihtiyaç duymuyor?" Çocuklar Durduk Yere Susmaz Bir çocuk konuşmayı bırakıyorsa, bu ani bir karar değildir. Yavaş yavaş olur. Küçük anlarla, küçük tepkilerle, küçük kırılmalarla. Gelişimsel psikoloji araştırmaları göstermektedir ki, çocuğun sessizliğe geçişi bir ilişki sisteminin işareti dir. Bowlby (1988) ve Ainsworth (1963) tarafından geliştirilen bağlanma teorisine göre, çocuk güvende hissettikleri ortamlarda açılırken, güvensiz hissettikleri ortamlarda kapanır. Bu kapanma, ba...

Çocuklarda Öfke Patlamaları: "Bu Kadar Öfke Normal Mi?" Diye Sorduğunuzda Bilmeniz Gerekenler

  Küçük bir şey söylüyorsunuz. Belki akşam yemeğine oturun dediniz. Belki ekranı kapatmasını istediniz. Belki de sadece "daha sonra" dediniz. Ama tepki büyük geliyor. Kapı çarpılıyor. Ses yükseliyor. Gözler doluyor ya da sertleşiyor. Ve siz şaşırıyorsunuz: "Bu kadarına ne gerek vardı?" O an aklınızdan geçen ilk şey muhtemelen şu oluyor: "Bu çocuk neden bu kadar öfkeli?" Ama belki de soru bu değil. Belki de asıl soru şu: "Bu öfkenin altında ne var?" Öfke Görünen Duygudur; Altta Başkası Yatar Öfke nadiren tek başına gelir. Gelişimsel psikoloji literatüründe öfke, çoğunlukla ikincil bir duygu olarak tanımlanır; yani başka duyguların üzerini örten bir tepki katmanıdır (Gottman & DeClaire, 1997). Bu örtünün altında çoğu zaman şunlar yatar: Kırgınlık Hayal kırıklığı Yetersizlik hissi Anlaşılmama Utanç Ama çocuk bu duyguları her zaman söze döküp ifade edemez. Duygusal sözcük dağarcığı henüz gelişmektedir; iç dünyayı anlatmak için gerekli bili...

Sorun Çıkarmayan Çocuk Sendromu: Sessizlik Her Zaman Sağlıklı Değildir

Çoğu ebeveyn "uslu çocuk" sahibi olmaktan gurur duyar. Hiç itiraz etmeyen, hep uyum gösteren, sessizliğini koruyan çocuklar... Ama şu soruyu hiç düşündünüz mü: Bu sessizlik gerçekten huzur mu, yoksa bastırılmış duyguların sessizliği mi? Sessizlik Her Zaman Huzur Değildir; Uyum Her Zaman Sağlıklı Değildir Bir çocuk hiç itiraz etmiyorsa, hiç karşı çıkmıyorsa, hiç "istemiyorum" demiyorsa—burada durup düşünmek gerekir. Çünkü çocuk gelişiminde sağlıklı olan sadece uyum değil, kendini ifade edebilmektir. Gelişimsel psikoloji araştırmaları, çocukların kendi görüşlerini ve duygularını rahatça dile getirebilmesinin, özgüven, psikososyal uyum ve uzun vadeli ruh sağlığı için kritik olduğunu göstermektedir (Erikson, 1959; Bronfenbrenner, 1979). Peki, çocuklar neden bu kadar erken yaşta kendilerini geri çekmeyi öğrenirler? "İyi Çocuk" Olmanın Ardında Ne Yatıyor? Bazı çocuklar erken öğrenir: Sessiz olmayı Uyum sağlamayı Sorun çıkarmamayı Ama bunun altında çoğu zaman...

Ders Çalışmak İstemeyen Çocuk: Tembellik mi, Görünmeyen Bir Yük mü?

Ders Çalışmak İstemeyen Çocuk: Tembellik mi, Görünmeyen Bir Yük mü? Saat ilerliyor. Siz hatırlatıyorsunuz. O erteliyor. "Birazdan." "Şimdi değil." "Zaten anladım." Dakikalar geçiyor, sesiniz biraz daha sertleşiyor. Bir noktada sabır taşıyor: "Bu kadar tembellik olmaz!" Ve o an çocuk ya susuyor, ya geriliyor, ya da odadan çıkıyor. Pek çok ebeveyn bu döngüyü tanır. Ve çoğu, aynı soruyla baş başa kalır: "Bu çocuk neden ders çalışmak istemiyor?" Ama belki de asıl soru bu değil. Belki de şu: "Bu çocuk gerçekten çalışmak istemiyor mu, yoksa artık çalışacak gücü mü kalmadı?" Bu iki soru arasındaki fark küçük görünebilir. Oysa birinden yola çıkarsanız baskıya, diğerinden yola çıkarsanız anlayışa ulaşırsınız. Ve bu fark, hem ilişkiyi hem de çocuğun öğrenme yolculuğunu kökten değiştirir. "Tembel" Kelimesi Neden Eksik Kalır? "Tembel" kelimesi hızlı bir etiket. Ama çoğu zaman eksik bir etiket. Gelişim psikolojisi bize ...

Söz Dinlemeyen Çocuk Yoktur, Duyulmayan Çocuk Vardır

Söz Dinlemeyen Çocuk: Problem mi, Mesaj mı? Gelişim Psikolojisi Ne Diyor? Çocuğunuz size bakıyor. Siz bir şey söylüyorsunuz. O ya duymuyor gibi yapıyor ya da tam tersini yapıyor. "Kaç kere söyledim?" sorusu daha çıkmadan içinizde birikmeye başlıyor. Yorgunluk, çaresizlik, bazen öfke... Ebeveynliğin en zorlayıcı anlarından biri tam olarak burasıdır. Ama bu noktada kendimize çok kritik bir soru sormadan ilerlemek, bizi çoğu zaman yanlış yere götürür: Gerçekten söz dinlemeyen bir çocuk mu var, yoksa duyulmayan bir çocuk mu? Bu soruyu sormak, hem ilişkiyi hem de bakış açısını kökten değiştirebilir. Çünkü davranış bilimleri ve gelişim psikolojisi bize çok net bir şey söylüyor: Bir çocuk sebepsiz yere direnmez. Her davranış, bir ihtiyacın, bir duygunun ya da çözülmemiş bir iç çatışmanın dışa vurumudur (Greene, 2014; Siegel & Bryson, 2011). "Söz Dinlememek" Dediğimizde Ne Görüyoruz? Önce şunu netleştirelim: Söz dinlememek diye tanımladığımız davranış aslında oldukça ge...